Bir bilim insanı olan kadın, Marc Antony ile geçirdiği gemi kazasından sağ kurtulur; ancak Roma Senatosu'nda hain eski sevgilisi tarafından aşağılanır ve intikam hikâyesi başlar. Cleopatra, zihninin ciddiye alınmasını isteyen parlak bir bilim insanıdır. Gemi kazasının ardından, ünü kıyıların çok ötesine ulaşan bir adam olan Marc Antony ile ıssız bir yerde mahsur kalır. Denizde birlikte hayatta kalmak ise yalnızca bir başlangıçtır. Roma Senatosu'nda eski sevgilisi, onu aşağılamak için mümkün olan en alenî sahneyi seçer ve salondaki herkesin gözü, Cleopatra'nın nasıl karşılık vereceğini görmek için ona çevrilir. Gemi kazası Cleopatra ile Marc Antony'yi zorunluluk bağıyla birbirine bağlar ve paylaşılan her karar bir risk taşır. Eski ihanetin acısı hâlâ dururken güven kolay gelmez. Senato'daki aşağılanma, özel bir yarayı herkesin gözü önünde bir yaraya dönüştürür; bu yüzden bir sonraki hamlesi, ona bir zamanlar şüpheyle bakan herkes tarafından izlenecektir. Her sahne, itibarını kaybetmenin bedelini artırır ve asıl soru, hakarete uğramış bu kadının onu güce dönüştürüp dönüştüremeyeceğidir. Cleopatra: The Golden Queen of Egypt, politik entrikayı iki başrol arasındaki gerilimli bağla harmanlar ve haksızlığa uğrayan bir kadının karşılık vermesini izlemenin tatminini sunar. Zorunlu yakınlık ikiliyi gergin diyaloglara sürüklerken intikam hattı her yüzleşmeye daha keskin bir etki katar. Ton, Roma'nın görkemli salonları ile denizdeki sessiz anların birleştiği, geniş ama samimi bir havadadır. Her bölüm, kime güvenilebileceği ve Cleopatra'nın bundan sonra neyi göze alacağı sorusuyla açık bir noktada biter.